CHP Türkiye Sol’u nu toparlayacak parti olamaz belki ama iyi bir liberal parti olabilir. CHP’nin otoriterliğinden liberal dönüşüme (birçokları için kabul edilemez) sıçramayı nasıl yaptığımı gerekçelendireyim.
Siyasal liberalizmin iktidarın seçimlerle belirlendiği demokratik rejimlerdeki kaygılarının başında çoğunluğun tiranlığı gelir (tyranny of the majority), yani azınlığın çoğunluk tarafından baskı altına alındığı bir sistem. Sınıfsal olarak bu azınlık geçmişte mülk sahipleri olsa da, aynı azınlık kültürel, dinsel, etnik biçimler de alabilir. Siyasal liberalizm, halka ve halk egemenliğine güvenmez; halkın maharetli demogoglar tarafından kolayca kandırılabileceğini, eğitimsizliği yüzünden doğru karar alamayacağını, aklı yerine duygularıyla hareket edeceğini, tüm bu yönleriyle özgürlük ve akılcı idare için engel teşkil edeceğini düşünür. Toplumsal hareketlere güvenmez, kurumsal siyaseti savunur. Bu yüzden özünde elitistir. Fakat bu elitizmini otoriter müdahaleler yoluyla değil, demokratik bir düzende kurumsal düzenlemeler yoluyla ifade eder. Çoğunluğun oylarını almış bir yürütmeye karşı kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hak ve özgürlüklere anayasal güvence, bağımsız basın, akılcı ve şeffaf sivil toplum örgütleri gibi kurumsal düzenlemeleri ön plana çıkarır. Bu kurumsal düzenlemelerle iktidarı sınırlamaya çalışır. Bu düzenlemeleri istiyor olmak kişiyi elitist yapmaz ama elitist kaygılar, bireyi bu düzenlemeleri savunmaya itebilir.
CHP’nin seçmen kitlesinde çoğunluğa karşı benzer kaygıların hatta korkunun tarihsel ve güncel olarak varolduğunu rahatça söyleyebiliriz. Yine CHP’nin Alevi tabanında Sunni çoğunluk karşısında benzer kaygının olduğunu ileri sürebiliriz. İçeriği sosyo-ekonomik olmaktan ziyade kültürel, Batılı seküler hayat tarzına müdahele korkusu. Bugün özellikle genç kuşaklar arasında internet ve ifade özgürlüğüne müdahele; yargının Kemalizmin kalesi olmaktan çıktıktan sonra adil yargılanmama korkusu gibi yeni kaygıları da içeriyor. Cumhuriyetin kuruluş döneminde, cumhuriyet elitleri bu kaygılara yol açan toplumsal durumu otoriter modernleşme yoluyla aşabileceğini düşündü. Üniversitelerde yakın zamana kadar süren türban yasağı bu anlayışın kalıntılarından. Demokrasiye geçildikten sonra askeri darbelere bazen zımnen bazen açıktan verilen destek, askeriyenin 90larda olduğu gibi subap işlevi görmesini isteyen anlayış, anayasa mahkemesinin parti kapatmalarına tutulan alkış, benzer kaygıların otoriter siyasetle ifade edilmesidir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki ofansif, sonraki dönemlerindeki defansif otoriteryanizmdir.
AKP iktidarıyla birlikte bu yolun sonuna gelinmiştir. Bu stratejinin ana aktörü olan ordu siyaseten yenilmiş görünüyor, diğer aktörleri ise fethedilmiş durumda. Bir zamanın vesayet kurumları eski sahiplerini de artık hedef alıyor. Geriye liberal demokrasilerin liberal ayağını oluşturan kurumsal düzenlemelerin mücadelesini vermek dışında pek yol kalmadı. CHP tabanının aynı kaygıları pek değişmeden bu sefer liberal bir mecraya akıtılabilir. Kılıçdaroğlu CHPsi yer yer bunu yapmaya çalışıyor. Ama çok pragmatistçe çok opportunistçe, çoğu zaman samimiyetten uzak olarak.
Bireysel özgürlükler, iktidarın şeffaflaşması, hesapverilebilirliği, hukukun üstünlüğü gibi temalarla oluşturulacak siyasal-liberal gündem belli bir derece tutarlılık ister. Bunun önünde bir tarihsel bir de güncel engel var. Tarihsel olan CHP’nin kendi otoriter geçmişi. Hadi diyelim bununla açıkça hesaplaşılmadı, geçmişte kaldı o günler diyip pragmatikçe üstü kapatıldı. Güncel olarak ise en büyük engel Kürt meselesine karşı hem partinin hem seçmen kitlesinin duruşu. Kemalizmin ikinci kurucu ayağı milliyetçilik. Kürtlerin hak taleplerine karşısındaki milliyetçilikle hesaplaşmadan tutarlı bir liberal gündem mümkün değil. Liberalizm, Kürtler’in her talebini kabul etmeyi gerektirmez ama örneğin KCK tutuklamaları karşısında kuvvetli bir tepkiyi zorunlu kılar, Uluderedeki katliam sonrasında iktidarı sertçe kınamayı gerektirir. Bu yüzden CHP’nin liberal partiye dönüşmesi kendi geleneğinin belli unsurlarının yeniden yorumlanması diğerlerinden ise kopmayı gerektiriyor.
Böylesine bir dönüşüm CHP’yi birinci parti yapar mı? Yapmaz ama Türkiye siyasal sisteminde bugün AKP’de vücut bulan sağ-otoriter populizm karşısında kuvvetli bir muhalefet partisi ya da yeri geldiğinde iktidar ortağı yapabilir. Biraz acı olacak ama bundan iyisi Şam’da kayısı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder