Medya'da bitmek bilmeyen bir şaşkınlık hali, özellikle iktidara destek veren farklı kesimlerden liberal yazarlar arasında. Garip zamanlar diyorlar, bir yandan Evren ve Başbuğ yargının önüne çıkıyor, diğer yandan Uludere'de katliam oluyor, gazeticler içeri alınıyor, alınmayanların işine son veriliyor, bu nasıl iş anlamak mümkün değil diyorlar. Görünürdeki tezatlığa herkes pek bir şaşırıyor. Saflar mı, saf numarası mı yapıyorlar? Bir kısmı saf, bir kısmı numaracı. Oysa ortada bir tezatlık yok. İçinde bulunduğumuz durum Türkiye'nin demokratikleşme gündemin tamamen iktidarın kontrolünde olduğunun ifadesi. Başka hiçbir aktörün süreç üzerinde sözü olmadığının resmi. Birgün darbeciler yargılanabiliyor, ertesi gün Kürtler bombalanıyor, öbür gün gazeteciler içeri alınıyor. İktidar isterse bir alandaki değişiklikleri öbürüne yamalıyor. İktidarın istediği kadar demokratileşiyoruz, istediği kadar otoriterleşiyoruz. Sivil-asker ilişkilerinin demokratikleşmesi tehlike arz etmiyor aksine iktidarın elini kuvvetlendiriyor, o alanda demokratikleşiyoruz. Kürtler kollektif aktör olarak iktidarı tehdit ediyor, o alanda otoriterleşiyoruz. Tüm bu sürecin gösterdiği tek şey Türkiye'de iktidar partisi dışında süreci etkileyen başka bir aktörün kalmadığıdır. Kalanın da canına nasıl okunduğu aşikar. Kafa karıştıracak bir durum yok. Kafası karışanlar, ordu dışında iktidar odağı bilmediklerinden, bütün iktidar analizleri devlet vs toplum ikiliğinden ibaret kaldığı için, toplumun, devletin, siyasal toplumun içindeki iktidar ayrışmalarını hesaba katmadıkları, kendi kafalarındaki basit şablonla analiz yapmaya çalıştıkları için şaşırıyorlar. Yok AKPyi sistem devşirmişmişö AKP devlete benzemiş, Erdoğan cumhurbaşkanı olmak için halkına sırtını dönmüş devletle anlaşmış. Sanki devlet dediğin sabit bir varlıkmış gibi, sanki farklı toplumsal güçler kendilerini devlet yapamazlarmış gibi.
Bütün bir sürecin tek bir partinin elinde olduğu, onun güdümünde askerle hesaplaşılıp, onun sus dediği yerde durup, dur dediği yerde pısarak demokratikleşme olmayacağını, demokratileşmenin demosun yani halkın siyaset yapmasından geçtiğini söylemedikçe, Erdoğan'ı birgün alkışlayıp ertesi gün eleştiririm diyip sistematik eleştiriden ideolojik diye kaçtıkça çok afallarsınız.
Bir fenomenin gerçekleşmesi için gerekli ve yeterli şartlar vardır, gerekli olanın gerçekleşmesi o fenomenin gerçekleşmesi için yeterli şartların oluştuğu anlamına gelmez. Sivil-asker ilişkilerinin demokratikleşmesi bir rejimin demokratikleşmesi için gereklidir ama yeterli değildir. Bu şart gerçekleşse de rejim otoriter olmaya devam edebilir. Bunda şaşıracak ne var?
Bütün bir sürecin tek bir partinin elinde olduğu, onun güdümünde askerle hesaplaşılıp, onun sus dediği yerde durup, dur dediği yerde pısarak demokratikleşme olmayacağını, demokratileşmenin demosun yani halkın siyaset yapmasından geçtiğini söylemedikçe, Erdoğan'ı birgün alkışlayıp ertesi gün eleştiririm diyip sistematik eleştiriden ideolojik diye kaçtıkça çok afallarsınız.
Bir fenomenin gerçekleşmesi için gerekli ve yeterli şartlar vardır, gerekli olanın gerçekleşmesi o fenomenin gerçekleşmesi için yeterli şartların oluştuğu anlamına gelmez. Sivil-asker ilişkilerinin demokratikleşmesi bir rejimin demokratikleşmesi için gereklidir ama yeterli değildir. Bu şart gerçekleşse de rejim otoriter olmaya devam edebilir. Bunda şaşıracak ne var?
Üzülecek çok şey var ama. Bügün Türkiye'nin geçmişini bugününü ve geleceğini karartmış orduyla hesaplaşırken bile sevinemez olduk. Çünkü siyaset her türlü evrensel boyutunu kaybetmiş, partküleristik çıkarların etrafında kapışmaya dönüşmüş durumda. Siyaset bilimcilerin çoğu için bunun ötesinde bir demokratik siyaset yok, benim için ise evrenselliğin olmadığı bir demokrasi yok. Türkiye'de olmadığı gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder